Bedel Ödemeye Hazır mısınız?

bedel3

Hayat bir bedeldir. Ve insanın varlığı asıl bu bedeli fark ettiği anda başlar. Dünyaya gelişinin fiziksel bedeli ölümdür. Fakat ne dünyaya gelmek ne de ölmek insanın elinde değildir.

Eğer bedel olmasaydı değerden söz edebilir miydik? İster kazanma olsun ister kaybetme bedelin yönü, değersiz bedel anlamsızlaşacaktır. Bu yüzden insan ödediği bedeli de anlamlandırmak ister. ‘O kadar hesap ödedik ama doğrusu değerdi’ demek ister. ‘O kadar sıkıntı çektik değseydi bari’ demenin bedeli farklıdır çünkü insan için.

Bedeli önemsiyorum, yaşamanın bir bedel, ölüm çizgisinde insanlaşmaya evrilen geçitler olduğunu daha bir görüyorum. Bir arkadaşın seni bir yere çağırıyorsa, önce gerçekten seni isteyip istemediğine bak. Seni çağırmanın bedelinin farkında mı onu süz. Eğer böyle olduğunu görüyorsan gitmenin de bir bedeli olduğunu düşün. Sana ısmarladığı bir bardak çayın bedelini ödeyemeyecek haldeysen o çayı içme. Çünkü asıl bedeldir varlığı eşitleyen. Bedelin karşılanabilir olmasıdır. Ödemenin kimin tarafından yapıldığı değil.

Bedel en iyi geçmişe doğru okunur, anlaşılır, tartılabilir. Bir bakıma geçmiş, hafıza, asıl geçmiş zamanın hangi bedel karşılığında yaşandığını da gösterir. İnsanların kazandıkları, kaybettikleri, hayalleri, mutsuzlukları bu değer çarpanında karşılık bulur.

Her şeyin bir bedeli vardır.Ve her bedel günü gelince ödenir.

Bedel Ödemeye Hazır mısınız?

Kadın gece uyanıyor ve kocasının yatakta olmadığını görüyor. Üzerine sabahlığını atıp, aşağıya iniyor. Kocası mutfakta oturmuş, önünde bir fincan kahve, derin düşüncelere dalmış görünüyor.

Gözlerinden süzülen iki damla gözyaşını elinin tersi ile silerken, kahvesinden de bir yudum alıyor.

– Hayırdır, gecenin bu saati aşkım? Nedir derdin? Diyor kadın.

Adam, kahvenin üzerinden ona bakarken;

– Hatırlar mısın aşkım, çıkmaya başladığımızda sen henüz 16 yaşındaydın! Ne kadar duygusal, ne kadar şevkat ve sevgi doluydun!

Kadının gözleri doldu;

– Evet tabii ki hatırlıyorum.

Kocasının sözleri gırtlağında düğümleniyordu;

– Hani arabanın arka koltuğunda babana basılmıştık!!

Adam devam etti;

– Ve silahı kafama dayayıp, ‘Ya kızımı alırsın, ya da 20 yıl hapislerde çürürsün!!’ dediğini.

Yumuşacık bir sesle ‘Hımmm’ dedi kadın..

Adam yanağından bir gözyaşı daha silip, sözlerine devam etti;

– Bugün çıkıyor olacaktım!!!!!!!!!!!

Aslında sıradan bir fıkra gibi geliyor insana, ama üzerinde biraz düşünürsek olayın ne kadar acı olduğunu farkına varırız. Yanlış aldığımız bir kararın bedelini hayatımızla ödemek zorunda kalabiliriz. Bir anlık zevk uğruna ya da masumane bir deneyim yüzünden hayatımız kararabilir.Hayatın her alanında iyi ve kötü deneyimlerimizin mutlaka bir bedeli var. Eğer bedelini ödemeye hazırsak problem değil. Ama ‘Bir şey olmaz’ diye geçiştirmenin bedeli çok ağır olabilir, hatta fıkrada olduğu gibi 20 yıl mutsuz bir hayat sürebiliriz.Peki hiç hata yapmayacak mıyız? Yapacağız tabii ama bedeli bu kadar ağır olmamalı.

İnsanları bir arada tutan sadece sevgi değildir…Sırlar, ve bu sırları saklamak için ödenen bedellerdir.

Her insan, kendi olması karşılığında topluma bir bedel öder. Az ya da çok, ama mutlaka bir bedel. Kimse bedelsiz kendi olamaz. Bu bedel çoğu kez yalnızlıktır.

Önemli olan her şeye rağmen yaşamak değil, onurlu yaşamaktır. İnsan için hayattan daha değerli şeyler vardır. Gerektiğinde insan bu değerler için canını ve malını seve seve verir.Yaşamaktan daha değerli şeyler olmasaydı insan hiçbir şey için ölümü asla göze alamazdı.

Bir insan düşün, bedel ödemenin faydasından habersiz.Bir insan düşün, bedel ödemeyi zayıflık zanneden ve yanılan.Sonra insanlar düşün,gerçekle sahteyi ayırt edebilen.İnsanlar düşün duyduğunu bildiği zannetmeyen.Bedel ödedikçe güçlenen güçlendikçe merhamet edebilen.Gerçek mutluluğun üretmekte olduğunu fark edebilmiş…İnsanlar düşün insan olabilmenin sorumluluğunu üstlenebilmiş…

Hayat eğer bir labirent ise yanlış yola sapmamak imkansız bizler için.Her ne kadar yaradan tarafından hatasız olarak lanse edilerek yaratılsak da , hataları yine biz yaparız.Her hata telafi edilir , bir bedel ödedikçe.Zaten bedel hata ile doğru orantılıdır.Şöyle ki ; hata büyüdükçe can yakar , yara açar , ders verir.Ödediği bedeli unutmayan veyahut yapacağı hata karşısında ne bedel ödeyeceğini bilen er kimse oyunu kazanır.Hayat oyununun kuralı bedeldir.

Değer taşıyan tek bir hikaye vardır, o da bedelini sizin ödediğinizdir.

Bedelini ödeyenler, başını eğerek bedel kabul edenlerden her zaman daha üstün olacaklardır.

Yaşamda kendin olarak ödeyeceğin hiçbir bedel, kopya bir hayatı yaşarken ödeyeceğin bedelden daha ağır olmayacak.

Aret Vartanyan

İlham Kaynağı

Ufuk Bozkır,Zaman

Mutluluk

mutluluk15

Evimi bir toplantı sonrası temizlemek için saatlerce çalışabiliyorsam

Birçok arkadaşım var demektir.

Faturalarımı ödeyebiliyorsam

Bir işim var demektir.

Pantolonum biraz sıkıyorsa

Aç kalmıyorum demektir.

Gölgem beni izliyorsa

Güneş ışığını görüyorum demektir.

Otobüsten indiğim yerden iş yerime kadar yolu uzun buluyorsam

Yürüyebiliyorum demektir.

Hükümet hakkında eleştiri yapabiliyor ve bu eleştirileri başkalarından da duyuyorsam

Konuşma özgürlüğümüz var demektir.

Otobüs beklerken yanımdaki adam anahtarlarıyla oynuyor ve bu sesten rahatsız oluyorsam

Duyuyorum demektir.

Camları silmem, çatıyı onarmam gerekiyorsa

Bir evim var demektir.

Telefon faturam yüksek geliyorsa

Konuşabiliyorum demektir.

Kardeşimle her gün kavga ediyorsam

Bir kardeşim var demektir.

Derslerimden kırık not alıyorsam

Bir okulum var demektir.

Annem azarlıyor babam kızıyorsa

Bir ailem var demektir.

O gün oltama hiç balık gelmediyse

Hiç balık öldürmedim demektir.

Doğalgaz faturam yüklü geliyorsa

Isınıyorum demektir.

Yığınla ütülenecek ve yıkanacak çamaşırım varsa

Yığınla giyeceğim var demektir.

Çalar saatim sabahın köründe çalıyorsa

Yaşıyorum demektir.

Akşamları kendimi yorgun hissedebiliyorsam ve bacaklarım ağrıyorsa

O gün üretici olmuşum demektir.

Ve tüm bunların farkına varabiliyorsam

Mutluyum demektir.

Mutluluk, yaz yağmuruna benzemez, umulmadık anda birden bire boşanmaz insanın tepesinden. Azar azar gelir. İnsanın hayata ve çevresine karşı davranışları getirir mutluluğu, azar azar, birike birike. Gerçek mutluluk böyle doğar.

Cengiz Aytmatov

Mutluluk gidilen yolun üzerindedir,

Yolun sonunda değil.

Mutlu olmanın zamanı bugündür,

Yarın değil

Epiktetos

Çocuk Ne Yaşıyorsa Onu Öğrenir

çocuk

Çocukları gözleyin;onların duygu ve düşünceleri arasında fark yoktur.Çocuk mutlu olduğu zaman güler;üstelik yalnız yüzüyle değil,tüm bedeniyle güler.Bir yeri acımış ise ağlar,kızdığı da hemen anlaşılır.

Peki duygu ve düşüncelerini süzgeçten geçirmeden ifade edebilen çocuk nasıl oluyor da,büyüyünce duygu ve düşüncelerini denetledikten sonra değiştirerek ifade eden bir insan haline dönüşüyor.

Eğer, bir çocuk sürekli eleştirilmişse;

Kınamayı ve ayıplamayı öğrenir.

Eğer, bir çocuk kin ortamında büyümüşse;

Kavga etmeyi öğrenir.

Eğer, bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa;

Sıkılıp, utanmayı öğrenir.

Eğer, bir çocuk sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse;

Kendini suçlamayı öğrenir.

Eğer, bir çocuk hoşgörüyle yetiştirilmişse;

Sabırlı olmayı öğrenir.

Eğer, bir çocuk desteklenip, yüreklendirilmişse;

Kendine güven duymayı öğrenir.

Eğer, bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse;

Takdir etmeyi öğrenir.

Eğer, bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse;

Adil olmayı öğrenir.

Eğer, bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse;

İnançlı olmayı öğrenir.

Eğer, bir çocuk kabul ve onay görmüşse;

Kendini sevmeyi öğrenir.

Eğer, bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse;

Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.

Dorothy Law Nolte

Çeviri: Doğan Cüceloğlu

İnsanları anlamaya çalışmak

anlamak

Zor olan, insanlarla birlikte yaşamak değil, onları anlamaktır.İnsanları anlamak için öncelikle onları anlaşılmaz kılan şeyin ne olduğunu bilmemiz ve onlarla iletişim içinde olmamız gerekir.İletişimin en kötüsü, iletişimsizliktir. İletişimsizlikte hem bilgi alış verişi yoktur, hem de yalnızlık duygusu fazladır.

İnsanlar birbirinin farkına varınca iletişim başlar.

İnsanları geçimsiz yapan sevgisizliktir.

Birbirine düşman eden iletişimsizliktir.

Güzellikten yana ne varsa yok eden ilgisizliktir.

Konfüçyüs

Başkalarını anlamamızın önünde bazı engeller vardır.Bu engelleri ortadan kaldırmak ya da en aza indirmek hem kendimizi anlamamızı hem de başkalarını anlamamızı kolaylaştıracaktır.

1.Önyargılar algıları sınırlar. Görmek inanmaktır, ama çoğunlukla neye inanıyorsak onu görürüz. Çalışmalar sürekli olarak dünyanın nasıl olduğuna inanmak istiyorsak algılarımızı da o şekilde filtrelediğimizi gösteriyor. Önyargılarınızı bırakmak için hiçbir zaman geç değildir.

2.Genellikle ağızdan ağza yayılarak bize kadar ulaşan kalıplaşmış düşünce ve davranışlarımız başkalarının bireysel farklılıklarını görmemizi engeller ve onlar hakkında yanlış kararlar vermemize neden olur. Örnek:Kayserililer zeki çocuklarını tüccar yaparken, daha az zeki olanları memur yaparlar

3.Neden sonuç ilişkisini saptırarak başkalarını suçlayıcı ifadeler kullanmak anlamanın önündeki engellerden biridir.Örnek:Bak annen senin yüzünden hastalandı veya babamın ölümüne sen sebep oldun gibi.Suçlamak bir virüstür. Hoşunuza gitmeyen sonuçlardan dolayı birilerini suçladığınız an, virüs size de bulaşır.

4.Bir kimsenin yaşantısını, davranış ve düşüncelerini ondan daha iyi bildiğini iddia etmek anlamayı güçleştirir.Örnek:Sen beni ağabeyimden az seviyorsun veya bana kızgın olduğun için borç para vermiyorsun gibi.Bu tip düşünceler başkalarını doğru anlamamıza engeldir ve sağlıklı iletişim kurmamızı oldukça zorlaştırır.

5.Kelimenin tanımının her kişide farklı olması anlamayı zorlaştırır.Örneğin din. Kimi için yalnızca yasaklar ve korku dolu, tarihin en büyük yalanı; kimi için sevgi dolu, ilerletici, akla hitap eden bir öğreti.

6.Görür görmez, duyar duymaz, anladığımızı düşünüyoruz. İlk anladığımız şey, bu kelimelerin ya da sahnenin ifade edebileceği onca şeyden yalnızca biridir.

7.Son olarak en büyük iletişim problemimiz:anlamak için dinlemiyoruz,cevap vermek için dinliyoruz.

İnsanları sevebilmenin ve onlarla iletişim kurabilmenin yolu onları anlayabilmekten geçer. İnsanları anlamının en önemli ön koşulu ise empatidir.İletişim hangi boyutta olursa olsun, empati ile yaklaştığımız zaman anlayışlı olmaya başlarsınız.

Önce anlamaya, sonra anlaşılmaya çalışmak, insanlar arasındaki iletişimin anahtarıdır.Başkalarını anlamanın yolu, bize ait olan yargılardan geçici bir süre için bile olsa uzaklaşmayı başarmaktan geçer.Karşımızdaki insanı anlamaya çalışmak, sadık kalmanız gereken bir ilkeniz olmalıdır. Böylece karşınızdaki insanın değer yargılarını kavrayabilirsiniz.

Karşımızdaki insanı anlayarak dinlemek, hataları ve yanlış anlamaları da önler. Empatik dinleyen kişi, anlatılanları çabuk algılar, kabul eder, anlayış gösterir, güven verir. Bunun sonucunda karşılarındaki insanın güvenini de kazanır.İnsanlar anlaşılmak isterler, fakat asıl anlaşılan kişiler, anlamayı öğrenmiş olanlardır.

Eğer karşınızdakini anlamak istiyorsanız ön yargılardan ve yaşam birikiminizden uzaklaşmalısınız. Kendi yaşam biçiminiz,birikiminiz ve ön yargılarınızla dinlediğiniz insanları anlayamazsınız.

Anlamak için buradayız. Ne için yaratıldığımızı anlamak, kim olduğumuzu anlamaktan geçiyor. Kendini anlamak, bilgeliğin başlangıcıdır.İnsan, ancak kendini anlaması derecesinde huzur ve sükûnete kavuşur; çünkü kendini anlamakla, başkalarını da anlar, eşya arasındaki alakayı daha iyi keşfeder ve bu yüzden bir şey karşısında da telaş göstermez ve rahatsız olmaz.

İnsanoğlu, geçmişten ders çıkarmıyor. Geleceğiyse her ne kadar umut ve hayalle bezese de hiçbir şey daha iyiye gitmiyor. Birbirimizi bir hiç uğruna katlediyoruz. Dünyayı, tek yurdumuzu, daha güzel yarınlar ve bomboş hevesler uğruna yok ediyoruz. Nice peygamberler, düşünürler, sanatçılar, bilim insanları etrafımızı kuşatsa da “insan”a hürmet etmiyoruz.

Ötekileştirdiklerimiz, yaftaladıklarımız, nefretlerimiz hiç kimseyi bir yere taşımayacak, bunu da biliyoruz; ama yine de doğru bildiğimizi, iyilik ve güzellik adı altında dayatmaya devam ediyoruz.

Suçlamak, anlamaktan daha kolaydır.Anlarsan, değişmen gerekir..

Bu dünyaya anlaşılmak için değil, anlamak için geldik. Anlaşılamamanın üzüntüsünü duyacağımız yerde, bütün ruhumuzla başkalarını anlamaya çalışsak, hayat ne kadar güzel olurdu.

Anlamak, sevmenin başlangıcıdır.

İnsanları konuşarak tanıyamazsınız. Konuşmak, canlı yaratıklar arasındaki en etkisiz iletişim aracı. Dil yalan söylüyor, olanları çarpıtıyor, insanlığın hiç bıkıp usanmadığı klişeleri tekrarlıyor. Bu yüzden, insanları dinlemek onları anlamak için yeterli değil.

Zülfü Livaneli

#anlamak

Amaçlara Ulaşmak İçin Beş İlke

hedef

1- Kendiniz için ideal zihinsel imajı belirleyin.

2- Çaba göstermeden, yalnızca inanmak hiçbir işe yaramaz.

3- Düşüncelerinizi kendinize saklayın.

4- Esnek olun; gerekirse plan değişikliği yapın.

5- Gözlerinizi hedeften ayırmayın, işi yarı yolda bırakmayın.

%100 Düşünce Gücü, Jack Ensign Addington

Kendine bir iyilik yap:Herkese Gülümse…

gülümsemek

Hayat bir sevdadır… Onu yaşa!

Hayat bir hediyedir… Onu al!

Hayat bir bilmecedir… Onu çöz!

Hayat bir fırsattır… Onu yakala!

Hayat bir şarkıdır… Ona eşlik et!

Hayat bir bahçedir… Onu der!

Hayat bir iyiliktir… Ona karşılık ver! …

Kendine bir iyilik yap.. Herkese Gülümse…

Çünkü…

Samimi bir sevginin yerini başka ne tutabilir bu hayatta…

Birine karşılıksız iyilik etmenin hazzını başka hangi şey yaşatabilir insana…

Hangi intikam daha güçlüdür kötülüğe iyilikle cevap vermekten…

İnsan yaşadıkça zaten, vazgeçemeyiz ki sevmekten…

Biliyorsun, küçücük bir tebessümle değişebilir bütün dünya bir anda…

Biliyorsun, insanlığımız büyüdükçe büyür iyiliğin sıcacık kucağında…

İyilik üzerine yazılar, hikâyeler, şiirler, öneriler, güzel sözler ve daha neler neler…

Hadi, kendine bir iyilik yap. Herkese Gülümse…

William Shakespeare

Şu ölümlü dünyada insanın yalnızca iki buçuk dakikası vardır:

Biri gülümsemek için,biri acı çekmek için

Ve yalnızca yarım dakika sevmek için.

Çünkü sevmeye ayrılan bu son dakikanın ortasında ölür insan.

Jean-Paul Sartre

Umudunuzu Kaybetmeyin

umut ışığı

Bir kurbağa sürüsü ormanda ilerlerken, içlerinden ikisi bir çukura düşmüş. Diğer bütün kurbağalar çukurun etrafında toplanıp, çaresiz bir şekilde bakıyorlarmış.

Çukur bir hayli derin olduğundan düşen arkadaşlarının zıplayıp dışarı çıkması mümkün gözükmüyormuş. Yukarıdaki kurbağalar, boşuna çabalamamalarını söylemişler arkadaşlarına: “Çukur çok derin. Dışarı çıkmanız imkânsız!.” Ancak, çukura düşen kurbağalar onların söylediklerine aldırmayıp çukurdan çıkmak için mücadeleye devam etmişler.

Yukarıdakiler ise hâlâ boşuna çırpınıp durmamalarını, ölümün onlar için kurtuluş olduğunu söylüyorlarmış.

Sonunda; kurbağalardan birisi söylenenlerden etkilenmiş ve mücadeleyi bırakmış. Diğeri ise; çabalamaya devam etmiş. Yukarıdakiler de, çırpınıp durarak daha çok acı çektiğini söylemeyi sürdürmüşler.

Ne var ki, çukurdaki kurbağa onlara hiç aldırmadın son bir hamle daha yapmış, bu kez daha yükseğe sıçramayı başarmış ve çukurdan çıkmış. Arkadaşlarının ümit kırıcı sözlerine hiç kulak asmamıştı… Çünkü o sağırdı !

Zaman akıp gidiyor, yaşlanıyoruz,belki de bu hayatta neyi çok istediysek, hayat tarafından geri çevrildiği için, bütün kırgınlığımız…

Herşey üst üste gelir bazen.İşler bir kere kötüye gitmeye başladı mı durduramazsın,ardı arkası kesilmez, dibe battıkça batarsın.Bütün aksilikler, sorunlar birbirini kovalar.Üstesinden gelmek için savaştıkça bir yenisi, bir yenisi daha.

Nefes alamazsınız,solumak istemezsiniz odanızdaki havayı.

Konuşmak istersin konuşamazsın…Konuşursun anlayan olmaz,nefret edersin insanlardan,keşkeler doldurur yaşamını.

Yaşananların, yaşatanların ve yaşanacakların onlarca yükünü omuzlarınızda hissedersiniz ve haliyle bir küçülme isteği doğar insanın içinde ve kıvrılırsınız olduğunuz yerde.

Bir noktadan sonra herşeyin normale dönmesi için değil de;işlerin bundan daha kötüye gitmemesi için dua edersin,bir çare, bir çıkış yolu ararsın.

Aslında insanı en çok acıtan şey; hayal kırıklıkları değil. Yaşanması mümkünken, yaşayamadığı mutluluklardır.

Karamsarlığın,olumsuz ihtimallerle düşünmenin, çözümsüzlüğe inanmanın insana verdiği azap çok şiddetlidir.

Mutlu bir yaşam için çok az şey gerekir.Hepsi de içinizde, düşünme şeklinizde gizlidir.

Şartlar ne kadar zorlu ve eldeki imkanlar her ne kadar kısıtlı olursa olsun umudunu asla kaybetme.Umutsuzluğa düşmeye vaktimiz yok! Daima bir çıkış yolu, yeni bir kapı, yeni mücadeleler vardır hayatta.Yeter ki karamsarlığa saplanıp kalma. İnsan için tek bir yol yoktur. Ona düşen de sıkıştığında farklı yollar ve seçenekler aramaktır

En zifiri karanlıkta bile ufacık da olsa bir aydınlık vardır mutlaka.

Keşke tekrar çocuk olabilsek,minik çocuklar gibi çarpabilse yüreğimiz.Çünkü bir çocuğun bize her zaman öğretebileceği üç şey vardır;nedensiz yere mutlu olmak,her zaman meşgul olabilecek bir şey bulmak ve elde etmek istediği şey için var gücüyle dayatmak…

Kötü bir döneme girdiğinde ve herşey sana karşı gibi göründüğünde, bir dakika bile dayanamayacakmışsın gibi geldiğinde bir çocuk gibi düşün,söylenenlere kulak asma,sakın pes etme, çünkü işte orası gidişatın değişeceği yer ve zamandır…Mutlaka her zaman için yeni bir çıkış yolu olabileceğine inan ve ümidini asla kaybetme.

Hayatta bize üç şey mutluluk verir; yapacak bir şey, sevecek birisi ve umut edecek bir şey.

Güçlük kolaylıkla beraberdir, kendine gel, ümidi bırakma! Akıllı insan bilir ki, ölümün arkasında bile daha güçlü bir hayat beklemektedir.

Kucaklamaya kollarının yetmeyeceği bir ağaç, bir tohumla başlar, en uzun yolculuklar bir adımla başlar, gerçek sevgiler ise bir tebessümle başlar…Yeter ki umudumuzu kaybetmeyelim. Umudunu kaybetmiş olanın, başka kaybedecek şeyi kalmamıştır.

Umut, insanın en yardıma ihtiyacı olduğu anda uzanan yardım elidir.İnsan bazen umut sayesinde hayatına devam eder bazen de kaybetmeye yüz tuttuğu şeyleri tekrar kazanır.

Umut etmek, tek başına ıssız bir koyda beklemek gibidir.Duyguların en zenginidir umut… Umudun varsa eğer hayattan tat alırsın, geniş ufuklara sahip olursun.

İnsanları hastalıkların pençesinden alan, uzaktaki sevgilileri kavuşturan, fakirleri zengin eden duygu hep umuttur.

Umutla yaşamaya çalışın. Umut etmek, bir alışkanlık haline geldiğinde, mutlu bir ruh haline sahip olmayı başarabilirsiniz.

Unutma ki iliklerin en lezzetlisi en sert kemikte bulunur.Her kışın yüreğinde titreyen bir bahar vardır, her gecenin peçesinin ardında, tebessümle bekleyen bir şafak vardır.

Siz de kurbağa hikayesinde olduğu gibi  olumsuz düşünceli insanları sakın duymayın! Onların yüreğinizdeki umudu çalmalarına izin vermeyin…

Umut; başlı başına bir mutluluktur, belki de mutlulukların en büyüğü…

Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,

Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,

Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.

Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.

Yaşamak için, mücadele şarttır.

Friedrich Nietzsche

#mucadele, #umut